Hakan Öge
Hakan Öge
Ben kimim?
Önceki maceralar
Atlas makaleleri
 Dünya turu
 
 
 
 

Fotoğraflar
Projeler
Ziyaretçi Defteri
Bana ulaşın
Linkler
  Mesaj sayısı: 4888

Visitors' Comment
Hakan'ın Kamerasından
ATLAS LOGO
Mucizevi Labirent: DALYAN

Sazlıkların, bataklıkların, tuzlu ve tatlı suların karmaşasından doğan muhteşem güzellik... Arabaya, “bu da ne'' denilen zamanları görmüş yaşlıların ve düğüm atmasını bilmeyen genç kaptanların tekneleriyle açıldığı labirentler... Uzunluğu 12 kilometreyi bulan Dalyan Kanalı, yılan gibi kıvrıla büküle Köyceğiz Gölü'nden Akdeniz'e ilerliyor.


YAZI: MUSTAFA TÜRKER ERŞEN / FOTOĞRAFLAR: HAKAN ÖGE

Bir yanı yanmış da kasılıp kalmış bir yılana benziyor. Kıvrıla kıvrıla akıyor Dalyan'ın yanından. Hiç acelesi yok. Ama sükuneti yalancı. Kaunos'u geçtikten sonra antikçağdan kalma bir işaret almışçasına birden açılıyor, saz öbekleriyle gevşek toprak parçalarının birbirinden ayırdığı binlerce yola sapıyor. Orada, bizim tanımadığımız bir geometrinin şekil verdiği kuralsız bir alana giriyor. Bir kaos bölgesi. Yön, iz, işaret hiçbir şey yok. Sazdan, bataklıktan, topraktan, ters akıntılarla birbirine karışan tatlı ve tuzlu sudan oluşan bir kargaşa hüküm sürüyor artık. Yine de bir şekilde ağırbaşlı, vakur bir duygu uyandırıyor insanda Dalyan Kanalı. Güzelliği yaratan uyum ancak böyle bir cümbüşten çıkabilir...

Köyceğiz Gölü'nden yol alıp Akdeniz'e ilerleyen doğal kanalın yanında yeni bir günü selamlıyor Dalyan. Her şey sakin ama binlerce kez yaptığı bir işin aynısını yeniden yapıyormuş gibi değil. Her günü bir yenilikle yaşıyor. Çünkü doğa kendini tekrar etmiyor burada.
İskelede birbirine yaslanmış salınıp duran tekneleri gösteriyor Hasan Kaptan: ``Bunlar da kaptan mı, daha düğüm atmayı bilmiyorlar. Ellerine üç halat versen öremezler bile'' diye arkadaşlarına takılıyor.
Hasan Şenol 73 yaşında, buraların en eski kaptanlarından. Ailesi, kendisi bir yaşındayken İtalyan denetimi altındaki Rodos'tan göçmüş Dalyan'a. Denizle, Köyceğiz Gölü'yle, Dalyan Kanalı'yla hatırlayamadığı kadar erken yaşlarda tanışmış. Suyun bin bir halini görmüş. Sudan balık çıkardığı da olmuş, kaçaklar da.
``Alman Harbi'nde denizde bir tekne gördük, adamlar başladı el kol sallamaya. Biri İtalyan, ikisi Yunan üç kişi kaçmış Rodos'tan, bizim buralara gelmiş.'' Savaş kaçkınlarını alıp Dalyan'a getiriyor Hasan Kaptan, köyde de bir cümbüştür kopuyor. Ama Dalyan'a asıl bomba Ğgerçek anlamda bombaĞ bir İtalyan uçağıyla düşüyor. Yine ``Alman Harbi''nde arızalanan bir savaş uçağı yere konarken patlamasın diye bombalarını denize bıraktığı gibi kıyıya iniveriyor. ``Yanlarına bir vardık beş asker ellerini kaldırmış duruyor. Uçak çok büyük, tepesinde bir taramalı tüfek...''

Dalyan'ın belki de en şaşırtıcı yanı sadeliği. Heybetli Kaunos antik kentinin yanı başında sade bir köy hayatı yaşadı yakın yıllara kadar. O eski Ege köyü ruhunu taşıdı hep. Öyle ki ``Muğla ilinin Ortaca ilçesine bağlı belde'' unvanını aldıktan sonra bile karayoluyla ulaşılamadı bir süre. Dışarıyla ilişkisini kanala açılan tekneler sağlıyordu. Hasan Kaptan ``memleketin kör zamanları'' olarak hatırlıyor o yılları. ``Yirmili yaşlarımdayken bir Macar, arabayla gelmişti de çocuklar `bu ne, bu ne?' diye peşinden koşturmuştu. Araba mı gördüler hayatlarında?''
Hasan Kaptan onca yıl Ğşimdi rahmetli olanĞ ikiziyle gitmiş Rodos'a balık satmaya, hastaları doktora yetiştirmeye. Üzerinde hâlâ dümen salladığı kanal onun için doğal güzellikten öte yaşamının bir parçası. Onun gördüğü sahicilikte bakamıyoruz biz kanala. Suyla konuştuğu dili anlayamıyoruz.

Kanal, Dalyan'a yaşam veren damarsa Köyceğiz Gölü de kanala can pompalayan bir kalp. Bugün kıyıdan 10 kilometre kadar içeride bulunan göl binlerce yıl önce Akdeniz'in koylarından biriydi. O dönemde rotası Köyceğiz üzerinden geçen Dalaman Çayı getirdiği alüvyonlarla körfezin önünü tıkadı, onu denizden ayırdı ve içini tatlı suyla doldurdu. Dalaman Çayı'nın kendisi de buradan denize dökülemez oldu, Dalaman'ı yalayarak geçen şimdiki yatağına geçti.
Kuzey ucunda Köyceğiz ilçesinin yer aldığı göl, bölgenin en vurucu turistik değerleri arasında bugün. Doğal bir set gölü olan Köyceğiz 6 bin 300 hektarlık bir alan kaplıyor. Seviyesi denizden sekiz metre yükseklikteki suları da güney ucundan çıkan Dalyan Kanalı'yla tuzlu suya akıyor. Çok ince düşünülmüş bir düzenek bu, su saatlerininkine benzeyen bir sistemi var. Oluşması çok uzun sürmüş, son halini belki hâlâ almamış, yavaş ama büyük bir şaşmazlıkla işleyen akışkan bir disiplin.

Bu yetmezmiş gibi Köyceğiz Gölü'nün kıyılarından yeryüzüne keskin bir kükürt kokusuyla kızgın sular fışkırıyor. Kimi zaman zehir de kaynıyor yeraltında. Birinci Dünya Savaşı sonlarında, bir yer sarsıntısının ardından binlerce balık ölüyor Köyceğiz Gölü'nde. Önceleri balıklara lanet getiren şeyin ne olduğu anlaşılamıyor. Ama çok geçmeden suyun sakinlerini deprem sırasında yüzeye çıkan zehirli gazların öldürdüğü belirleniyor.
Köyceğiz Gölü'nün güney kıyıları kaplıcalar yönünden çok şanslı. Adını bitişiğindeki köyden alan Sultaniye Kaplıcası radyoaktif bileşikler bakımından zengin suyuyla önem taşıyor. Dalyan'dan, Köyceğiz'den kalkan tekneler kış için biraz eğlence ve fotoğraf biriktirmek isteyenleri ha babam çamur banyolarına, ılıcalara getirip götürüyor. İnsanı on yaş birden gençleştiriverdiği söylenen çamurlara bulanan turistler meçhul bir büyüyle can bulmuş toprak heykeller gibi dolanıyor ortalıkta. Gençleşmek için kendilerini topraktan yeniden yapmaya çalışıyorlar sanki. Ama duşlara girildiğinde alttan yine kendileri çıkıyor. Yine de umut ``fakirin'' ekmeği, denemekte fayda var.
Gölün, Dalyan Kanalı çıkışını kapsayan bölümünde ve kanalın üst kısımlarında fazla popüler olmayan bir su kaplumbağası türü yaşıyor: Yumuşak kabuklu Nil kaplumbağaları (Trionyx triungulus). Ender bulunan bir diğer tür de Köyceğiz ve Dalyan'ın yanı sıra Fethiye, Marmaris ve Milas'ta yaşayan sığla ağacı (Liquidamber oriantalis). Üçüncü Jeolojik Zaman'dan beri yetişen, gerçek bir dünya mirası olan sığla ağacı bu yöreden başka sadece Amerika Kıtası'nda bulunuyor.
Dalyan doksanlı yıllara kadar ``in'' bir tatil beldesi olmadı, kendine küçük ama kemikleşmiş bir müdavim topluluğu yarattı. Neon sevmeyenleri ve toprağa dair keyifler arayanları kendine çekti. Yurtdışı ya da yurtiçinden yolu bir kez buraya düşen birçok kişi de yolunu bir daha buradan ayıramadı, yerleşik oldu. Helena Metin kaderin tesadüfleriyle, bir Dalyanlıya gönül vererek gelmiş buraya ama ``sarışın Dalyanlılar'' içinde en iyi uyum sağlayan olmuş. Beş yıldır burada yaşayan Helena, Polonya asıllı bir İngiliz. Kendisi öyle düşünmüyor ama Türkçeyi Türkiye'de doğmuş birçok kişiden daha iyi konuşuyor. ``En iyi şey ne?'' sorusuna duraksamadan yanıt veriyor: ``İnsan ilişkileri.'' ``En kötü şey'' için de yanıtı çabuk: ``Trafik.'' Dalyanlı Helena Yenge bu toprağın bir türlü hak ettiği gibi yaşayamadığı görüşünde. ``Doğa çok güzel'' diyor ``ama otantik özellikler giderek kayboluyor. Turistler bunu görmek ister halbuki''. Duymaya çok alışkın olduğumuz bir yorum ama kısa süredir bu coğrafyada yaşayan bir yabancıdan gelince ciddiye alınması gerek.
Dalyan 1998'de Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edildi. İmar planıyla kat adetleri ve diğer yapılaşma koşulları kontrol altına alındı. Bu yüzden Dalyan çok sık rastladığımız kötü örneklere kıyasla daha derli toplu bir görüntü veriyor. Ama kötünün iyisi olmak, iyi olmaya yetmiyor. Yüzyıllar öncesinden getirdiği yerel özelliklerini ağır ağır kaybediyor ne yazık ki. Tarihi yapıları zaman içinde bir bir elinden gitmiş Dalyan'ın. Eski Rum meyhanesi ve hamam yıkılmış, tarihi sivil mimari örnekleri neredeyse hiç kalmamış.
Dalyan'ı on yıldır tanıyan eski gazeteci Sadun İnceman planın bürokratik zihniyetle yapıldığının, çevreyi ve bilimselliği fazlaca önemsemediğinin altını çiziyor. İnceman'ın yabancı çevrecilere dair tespitleriyse çarpıcı: ``Dalyan'a çevreciyiz diye gelip ticari faaliyetler yaptılar. Bunların yanında gerçek bilim adamları epey azınlıkta kaldı.'' Neyse ki sözde yeşilcilerin ayağı artık kesilmiş. Carettalarla ilgili tartışmaların hararetinin azalması Dalyan'ı arena olmaktan çıkarmış.
Seksenli yılların sonunda Dalyan'ın denizkaplumbağaları ve İztuzu sahili, çevreci mücadelelerin en büyüklerinden birine konu oldu. Başarıda yerlisi yabancısı birçok gerçek gönüllünün emeği var kuşkusuz. Ama yükselen ``pop'' değerlerin doğaya bakışımıza da bulaşması kaçınılmaz. Doğal güzellikleri sanki kendileri izlesin, hoşlarına gitsin diye yaratıldı sayan zihniyet ``yeşilci'' olmakta kusur etmez görünse de fırsatını bulsa Caretta yavrularından birini kurutup televizyonun üstüne koyabilir rahatça.
Carettaların yumurta bıraktığı İztuzu Plajı, Dalyan Deltası'nın labirentlerini denizin sonsuza uzanan düzlüğünden ayıran 5 bin 400 metrelik bir kum oku. Birkaç on yıl öncesine kadar Dalyan ve diğer köylerin sayfiye yeri olan plaj, günümüzde bu işlevini epey ötelere taşımış görünüyor. Turizmi kendi mutlak tanımıyla düşünürsek bunda şikayet edecek bir şey yok. Ama turizmin Dalyan'ın üzerinde kurulduğu güçlü coğrafyayı iskambil kâğıtlarından yapılmış bir kaleye dönüştürmemesini diliyor insan ister istemez. Kalenin en alttaki kartlarından biri Caretta caretta kuşkusuz. Her yaz sonunda binlerce yavru kaplumbağa İztuzu Plajı'nın kumlarında doğaya gözlerini açıyor, kendine bir gelecek bulmak için denize, anasının geldiği yere koşuyor. Yegâne pusulası ayın şavkı olan yavrunun yaşam koşusunda aştığı yol tehlikelerle dolu. Parlamaması gereken bir ışık onu denizden ve yaşamdan mahrum edebilir; deniz dışı bir yere ya da birkaç saat sonra doğacak kızgın güneşin altına sürükleyebilir. Yavruya gereken şey karanlık...
Ben hiç Caretta görmedim neyse ki. Çünkü görmemem gerekiyordu. Binlerce yıldır sonsuz bir sadakatle her yaz bu kıyılara çıkan kaplumbağaların ne kendilerine, ne de izlerine dokunmam gerekiyordu. Gerçi beni ve türümün diğer örneklerini Ğki doğanın gözünde sabıkalıyız bizĞ çeşitli yasaklar uzak tutuyor onlardan. Ama bu ``buluşamama'' çok daha anlamlı noktalara işaret ediyor gözümde ve bende bir yoksun kalmışlık hissi uyandırmıyor. Caretta'da olağanüstü ve insan tarafından mutlaka şahit olunması gereken hiçbir yan göremiyorum. O, doksan beş milyon yıldır yaptığı gibi kendi sessiz mutluluğu içerisinde yaşayıp gidiyor. Doğanın bir yaratığı nasıl ``olağanüstü'' olabilir ki? Dalyan ``inanılmaz kaplumbağaların muhteşem yuvası'' değil. Sadece onların yuvası. Doğanın bazı varlıklarının, yaprağın üzerine geceden inmiş çiğ kadar narin olduğunu anlıyorum burada. Bunu fark etmenin zorluğunu düşünerek dolanıyorum Dalyan'ı.
Dalyan'ın da çekilmesi zor tarafları var: Dünyanın belki de en yırtıcı sivrisinekleri. Sazlıklar onların üremesi için uygun ortam sağlıyor. Antik Kaunos kentinin terk edilme nedenlerinden de biri olmuş bu küçük yaratıklar.
Kaunos antik kenti Dalyan'a göre kıyının diğer tarafında yer alıyor. Kasabanın tam karşısına ise ünlü kaya mezarları düşüyor. Arkeologların tamamıyla Kaunos'a özgü olduğunu saptadığı tapınak cepheli kaya mezarları kentin zengin geçmişinden kalan en güçlü izler. Limanının alüvyonlarla dolması yüzünden önemini kaybetmiş zamanla, sıtma yüzünden de tercih edilmez olmuş. Kaunos İS 1. yüzyıla kadar ünlü bir liman kenti olduğuna göre, bugünkü Dalyan Kanalı da o tarihe dek, Sülüklü Göl'e kadar gemi girişine elverişliydi. Ama çağlardan beri toprak taşıyan su, limanlarını gemi barındıramaz hale getirince Kaunoslular da kentlerini terk etmiş, belki de deniz kenarında, kanalı olmayan bir yere kaçmış.
Halbuki kanal Dalyan'ın velinimeti şimdi. Dar açılı kavisler çizerek küçük bir çocuğun sarsak ellerinden çıkmış gibi şekilsiz duran tepelerin arasından geçiyor.

Bize Yazın Değerlendir E-posta olarak gönder


© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.