|
YAZI: ORUÇ TÜRKER ÖZGER / FOTOĞRAFLAR: HAKAN ÖGE Gün ağarıyor. Gökyüzü hiç bu kadar sakin olmamıştı. Oysa geçtiğim yerlerde yağmur vardı. Bunun anlamı belli, iklim yumuşuyor, denize yaklaşıyorum. Ufukta doruklar yok artık, yerini alçalıp yumuşayarak tepelere bırakıyor. Ağaçlar kısalıyor, aksanlar değişiyor, yüzler esmerleşiyor. Bunlar başka diyarın alametleri, güneye gidiyorum. Kasabalar çoğalıyor fabrika bacalarıyla, küçük şehirler gibi geliyor göze, daha çok duruyor otobüs, duraklarda inenler oluyor, yeni insanlar biniyor. Birkaç mevsim boyunca beklemiş gibi insanlar. Hareketleniyor hepsi işbaşı zamanı gelmiş gibi, buna şimdilik turizm diyelim.
Ramazan Borlu yetmiş yaşın kırışmış suratı ve kan oturmuş gözleriyle soruyor: `Daha önce geldin mi Göcek'e?' Şikayetçi bir tonda, `Delemediler şu dağı (Aladağ 375 metre), mecburen tırmanıyoruz böyle. Birkaç denediler, olmadı. Çürükmüş altı'. Cevabı umursamadan devam ediyor; işaret parmağı havada, `Aşağı düzlüğe indin mi başlıyor Göcek'. Fethiyeli, yaşı geçmiş berber, Ortaca'dan kalkan minibüste en konuşkan yolcu. Göcek'ten sonra 32 kilometresi var, Fethiye'ye varana kadar. Sargı içindeki sol eli için bir `geçmiş olsun' güçbela sıkıştırdım laf arasına. Oysa o, Akdeniz sıcaklığındaki kanıyla birbiri ardına cümleler kuruyor. Şimdiden not düşebilirim, `buranın insanı pek konuşkan'. Diğer yolcuların suskunluğuna sebep yabancı oluşları. Muğla Devlet Hastanesi'nde yatmış, dediğine göre parmaklarını kesmişler. Aklında kalan, yanında yatan hastanın cep telefonuyla ne çok konuştuğu ve ne iyi bir şey olduğu telefonun: `Adam iki gün boyunca durmadan konuştu köyüyle... Akdarıp durdu akrabalarına, susmadı bi dakka... Seni ben bişi diyim mi, büyük eyilik canım. Yattığı yerden moturu (traktörü) sattı.' Parmaklarından ikisini bırakmış ama endişeye gerek yok, çalışmak için zaten yeterince yaşlı. `Oğlan yüksek okudu. Kitap satıyo arabayla, araba kendinin, benzini ödüyolamış. `Kazanıyo musun' dedim di, `Satasak kazanıyoz' diyo. Akıl mı öğretecen o kadar okumuşa. Kendi bili. Ben telefon alıcam şindiden sonra.'
Bu umutla barını yenileyen Vural Mutlu 29 yaşında ve doğduğundan beri Göcek'te. `En çok kazandıran iş her zaman marketçilik olmuştur. Şu gördüğün lüks tekneler, yatlar dünyanın dört bir tarafından insan demek. Bunlar açık denizdeki azığı nereden karşılar sence? Buralı ya da `kara tatili' yapmak için buraya gelen gidip de bu marketlerden alışveriş yapmaz. Aklın varsa süt, ekmek, gazeteden başka şey almazsın. Fethiye yolundaki büyük marketler dururken kimse buradan `kazık' yemek istemez. Yatın varsa, denizden geliyorsan iş değişir. Marketler için geliyorsun demektir zaten. Onlar da ayağına kadar servis yapar istediğin, ihtiyacın olacak her şeyi. Bu da çok büyük para demek. Bizim iş (bar işletmeciliği) öyle diil, turistin çoğu bira içiyor, iyi içki içeni bulursan iş başka.' Bölgedeki yeni neslin çoğu gibi o da Ege üniversitelerinden birinde turizm otelcilik okumuş. Bu işi daha iyi öğrensin diye aslında tamirci babası Turgut Bey onu mesleğin yüksek okuluna kadar yollamış. Göcek'in hemen göze ilişen üç marinası var; batı ucunda `Büngöş Marina', doğuda `Skopea Marina', onun hemen altında ve merkezde, içlerinde en büyük `Belediye Marina'. Tümüyle belediye imkânlarıyla yaptırılan marina bugünkü görüntüsünü bir iki yıl içinde almış. Liman Denetim Şefliği'ne göre sezon ortası yoğunluk 1500'den çok irili ufaklı tekne, yat, kotra Fethiye Körfezi'nin bu en kuzey noktasında birikiyor. Öte yandan Bodrum-Fethiye arasında mavi yolculuğa çıkan her turistin uğradığı bir liman olduğu düşünülürse bu sayının daha da artması normal gelebilir. Bu ve benzeri küçük deniz turlarının başlangıç noktası da yine Göcek olabilir. Altın (Göcek), Yılanlı, Yassıca, Zeytinli, Katrancık, Tersane, Domuz, Tavşan, Deliktaş ve Kızıl gibi en yakın bölge adalarını kiraladığınız bir lüks tekneyle gezebilirsiniz. Denizler fatihi değilseniz, kimi günübirlik, 70 marktan başlayan turlara katılıp bütün Fethiye Körfezi'nin bilinen ve bilinmeyen koylarını, büklerini keşfe çıkabilirsiniz. Akşam dönüşlerinde kaldığınız yer Göcek'se pansiyonlar ya da dört apart otelden biri konaklamak için tercih edilecek mekânlar olabilir. İki yüz yatak kapasitesiyle kara turizmine pek açılmadığını ortaya koyar Göcek. Bunun bir önemli nedeni tüm Ege koylarında olduğu gibi denize girecek uzun kumsalların bulunmayışı. 37 yaşındaki Göcek tatilcisi, aslen İzmir, Bornovalı Rıfat Serhatlı kumsal kıtlığından marinayı sorumlu tutuyor: `Önceden bu belediye marinasının olduğu yerdi, halkın denize girebileceği tek yer... Göcek'in sahili burası kardeşim. Bunu betonlarsan, sahil parkı yaparsan kimse denize girmek için gelmez buraya...' Belediye yaptığı bu işle, şirin, küçük bir koy kalmak yerine, uluslararası bir marina olmayı seçmiş gözüküyor. Öte yanda kalabalık hâlâ kirlilik demek. Yalnız büyük bir denetimle temiz çevre bilinci yaşayabilir. ÇEVKO, bölgede atık toplama çalışmalarını geleneksel bir yapıya kavuşturmuş. Bütün körfezde çoğunluğu yabancı gençlerin yaptığı poşetleme işlemini de bu bilince eklemek gerek. Su üstü taşıtlarının atıklarıysa hâlâ çözülmemiş bir büyük sorun. Belediyenin bu iş için ayrılmış bir vidanjörü bile yok. Geriye mavi turculara, teknecilere sintinayı açık denizde salıvermek kalıyor. Ağır yağlı tabakanın sonu mutlaka bir kıyıya vurmak. Kısa boylu ağaçlar ve çamlarla biçimlenmiş koylardan birinin kıyısında, denizin sindiremediği sessiz, sinsi bir posa gibi birikmek. Gökova'nın tam orta yerine kara saplı bıçak saplanmışken bu kaygılar çok küçük kalıyor. Yine de söylemeli. İlhan Demirel, 32 yaşında bir `badigard', soyadı ona hiç seçim kazandırmamış. İri bedeni heybetli duruşu ve bütün caydırıcılığıyla bir barın önünde bunları söylüyor. Cüssesine tezat incecik sesi, şimdi rahat koltuğun üzerine yayılmış göbeği, vücut bekçilerinde pek aranmayan özellikler. `Hepimiz buranın köylerinden geldik... Yani nüfus değiş tokuşu olduğunda... Rumlar yaparmış bu işleri, esnaflık falan ya da tamirat... Gemiler uğrarmış, gene onların ihtiyacı olurmuş. Bizimkiler ne öğrendiyse onlardan öğrendi. Hatta şimdi attıkları kazıkları bile.' `Bir ara çay kıtlığı olmuş memlekette. O zaman bizimkiler toplamış adadaki otu, çalba (adaçayı) yapmış. Hâlâ yaparlar uyanıklar, sermayesi yok, bir şeyi yok. Geçen yıl ben de gittim toplamaya, 400 bindi kilosu, bir ton toplasan... Yalnız dikkat etcen; kızlan (kızıl) olmayacak, o güneşte çok kalmış demek, boz olacak, esas adaçayı o.' Bir bar fedaisinden beklenmeyecek kadar konuşkan, yine baştaki Akdeniz kanı hikâyesi. Kanın kökünün içlerde, Yörüklerde olduğunu biliyorsanız, denizden kurtulup Göcek'in dış mahallelerine, köylerine varmalısınız. Köylerde sizi en ağza alınmadık küfürleri laf arasına oturtan, alelacele konuşup bir solukta dert anlatan insanlar bekler. Bu amiyane lakırdıları ederken yüzlerinde en ufak gerginlik belirtisi taşımaz hiçbiri. Çok sıradan bir şeymiş gibi tam ayrılırken gözünüzün içine baka baka `Aman inşallah kendine iyi bir `damızlık' bulursun' diye temenni cümlesi kurarlar. Şevket Boğa'nın 71 yaşı, gözlerindeki içtenlik ışıltısı, müstakbeliniz hakkında söylenen bu iri kelimeyi duymazdan gelmek için iyi sebeplerdir. Bir süre önce `Ben bu oğlanı sevdim zeki oğlan, kafası çalışıyo, gözlere bak' deyip ensenizi kavrayan yine kendisidir. Uzatmanın alemi yok. Ancak tam bu köy, 80 hanesi ve Göcek'in sekiz kilometre kuzeydoğusundaki yeriyle not edilmeli: Karacaören köyü. Bölgedeki bütün köyler ahalisinin ortak özelliği burada duyulan bir belirlemeyle özetlenir: `Bu köyde devletten maaş almayan yoktur.' Cümleyi söyleyen Yusuf Elmas'ın demek istediği, herkes ya Etibank Üç Köprü Maden-Metalurji İşletmesi'nden emeklidir ya da birkaçı halen düşük yoğunlukta işleyen krom yataklarında çalışmaktadır. Köyceğiz-Fethiye karayolu üzerinde, Göcek'ten sonra İnlice için de aynı türden bir kader haritası çizilebilir. Kahvede oturanların neredeyse hepsi emeklidir. Muzaffer İnce 45 yaşında, primlerin bir kısmını dışarıdan ödemiş genç emekliler kümesinin varlığını not ettirir. Eliyle dürttüğü Bayram Söğütlü ise 30 yaşında yapacak iş bulamayanlar sütununu oluşturur: `Söyle derdini... Ehliyeti yok, iş yok güç yok, tarla da yok ki rençperlik yapsın.' İnlice'nin belki de tek şansı kahvedekilerin hemfikir olduğu gibi Köyceğiz-Fethiye karayolu kenarında olmak. Yeni bir sektör oluşmuş böylece. Artık yalnızca sera tarımı ya da hayvancılık değil `hamur işi gözlemeler' de geçim kaynağı olmuş; yol üstünde benzin istasyonları gibi her iki yönde, çifter çifter hizmet veriyorlar. Ağaç gövdesinden dalın çıktığı yer... Fethiye'ye bağlı belde... On kilometre yarıçaplı bir pergelle çizilen çember... Yazları nefes alıp vermeye başlayan, kıyısına sıcak Akdeniz-Ege karışığı suyunun vurduğu yer... Ya da en kestirme adıyla `Göcek'. Bu turizm sezonuna insanları ve içinde mutlak umutlularıyla hazırlıklı. |
|||||||||||||||||||||





