Bir karşılama düzenlemiş olan sevgili Burak Akpınar'la konuşmamıza göre saat 14:00'te Antalya'da olmamız gerekiyordu. Bu yüzden sabah erkenden bu güzel, ama çok kalabalık koydan demir alarak Antalya'ya yöneldik. Daha kentin binaları ufukta zar zor seçilirken ilk tekne yanımıza geldi. Burak Akpınar'dı bizi ilk karşılamaya gelen. Ardından bir, iki derken bir sürü yelkenli tekne peşimiz sıra bize eşlik etmeye başladı. Sahil Güvenlik botu ve Antalya Yelken Kulübü'nün küçük yelkenlileri de karşılama ekibine katıldılar. Ardından Antalya Büyük Limanı'ndaki marinaya gelip bağlandık. Bir gazeteci ordusu karşıladı bu sefer. Ardı ardına gelen sorular, fotoğraf talepleri derken başım dönmeye başladı. 3 yıllık inzivai bir hayattan sonra karaya gelişimiz epeyce tantanalı oluyordu! Ne olduğunu anlamaya çalışırken ailemi görmeyi başardım. Annemle, babamla, kardeşimle yıllar sonrasında sıkı sıkıya sarılarak hasret giderdik. Ne kadar özlemişim onları. Bana en sık sorulardan biri 'en çok neyi özlediniz? oluyordu. Cevabım hep aynıydı: 'ailemi, sevdiklerimi.' Ailemi hasretle kucaklarken ne kadar haklı olduğumu düşünüyordum. Sonuçta en içten, en derinden olan özlem sevgiye duyulan özlem değil midir? Bu, beklemediğim ölçüde sıcak ve coşkulu karşılamadan sonra günün nasıl geçtiğini anlayamadık. Sonunda herkes evine döndü ve biz, Sophie ile birlikte tekrar baş başa kaldık. Türkiye'ye girdik girmesine ama yol daha bitmedi. İstanbul'a kadar gelip turu başladığım yerde bitireceğim. Burada bir hafta kadar kalacağız. Sophie'nin annesi Belçika'dan gelecek, onu bekleyeceğiz, hem biraz memleket havasına da alışırız. Ardından Sophie biraz Türkiye7yi tanısın diye yavaş yavaş yukarı çıkacağız. İstanbul'a varışımız Temmuz başını bulur sanıyorum. Şimdiye dek dünyadaki değişik limanları tanıtmaya çalıştım size, önümüzdeki günlerde Türkiye'nin birbirinden güzel sahillerini anlatmaya, izlenimlerimi paylaşmaya çalışacağım. |
|||||||














